Tunalı Hilmi Cd. No:105/7, 06680 Çankaya ANKARA | T: 0 538 480 32 10

Omurganın yana doğru bu şekildeki eğriliklerine skolyoz adı verilir. Skolyozu olan bir kimsenin röntgeninde omurgası düz bir çizgi yerine eğrilikler görünür. Skolyoz yapısal ve yapısal olmayan olarak iki ana alt grupta incelenebilir. Yapısal olan tiplerinde rotasyon eşlik eder bu da kişinin belinin asimetrik veya omzunun dengesiz görünmesine sebep olur.

Skolyoz tanımlayıcı bir terimdir, bir tanı değildir. Olguların %80’inden fazlasının nedeni bilinmemektadir. Bu tip olgular nedeni bilinmeyen anlamına gelen “idiyopatik” olarak adlandırılır. Bu özellikle adölesan çağ kızlarda sıktır. İdiyopatik skolyoz, 0-3 yaşında çocukta “infantil” , 4-10 yaş çocukta “juvenil”, 11-18 yaşında adölesanlarda “adolesan” ve 18 yaş üzerinde “erişkin” olarak adlandırılır. Spinal deformiteye neden olan durumlar, doğuştan omurga anormallikleri (doğumda mevcut, “konjenital skolyoz” denir), nörolojik hastalıklar (“nöromüsküler skolyoz”), genetik durumlar, ve diğer pek çok nedenlerdir. Skolyoz ağır şeyler taşımaktan, atletik aktivitelerden, sırt çantasından, uyuma ve ayakta durma postürlerinden veya hafif bacak uzunluk farklarından dolayı oluşmaz.

Erken Başlangıçlı Skolyoz

10 yastan önce tani koyulan, omurganin yana açilanmasidir. Birkaç çesit erken baslangiçli skolyoz mevcuttur:

İnfantil İdiyopatik Skolyoz

İnfantil idiyopatik skolyoz, çocukta 0-3 yaş arasında teşhis edilen bir skolyoz tipidir. “İdiyopatik” terimi, nedeni bilinmeyen anlamına gelir ve çocuk bunun haricinde sağlıklıdır. Doğumsal (konjenital) omurga anomalileri de (şekli bozuk ya da birleşik omurga gibi) bu yaş aralığında teşhis edilmesine rağmen infantil kategorisinde değildir. İnfantil idiyopatik skolyoz eğriliklerinin büyük bir çoğunluğu torasik bölgede (göğüs bölgesi) ve sola doğrudur. Erkek çocuklarda kız çocuklara kıyasla daha sık görülür. İnfantil idiyopatik skolyozlu bebeklerin çoğu sağlıklı ve normaldir, ve omurgalarında hafif bir eğrilik vardır. Fakat bazı hastalarda kalça çıkığı, zeka geriliği ve doğumsal kalp hastalığı daha fazla oranda eşlik edebilir.

Juvenil İdiyopatik Skolyoz

Juvenil idiyopatik skolyoz, ilk olarak 4-10 yaş arasında teşhis edilen bir skolyoz tipidir. Bu kategori, çocuklarda görülen idiyopatik skolyoz vakalarının %10-%15’ini oluşturur. Yaş spektrumunun genç kısmında erkek çocuklar kız çocuklara kıyasla daha fazla etkilenip gözlenen eğrilik sola doğrudur. Spektrumun üst ucunda ise vakalar adölesan idiyopatik skolyoz vakalarını andırır ve ağırlıklı olarak kız çocuklarında ve sağa doğru eğrilikle gözlenir.

Konjenital Skolyoz

Erken baslangiçli skolyoza özel endiselerin uygun oldugu diger birtakim kosullar da mevcuttur:

Nöromüsküler Skolyoz

Omurgayı etkileyen nöromüsküler hastalıklar, serebral palsi (SP), spinal müsküler atrofi (SMA) gibi nörolojik (sinir sistemi ile ilintili) sebeplerle, omurilik travması sonucu, ya da müsküler distrofi, poliomyelit ve artrogripozis gibi miyopatik (kas sistemi ile ilintili) nedenler sonucu oluşabilir. Spina bifidali çocuklar da etkilenme seviyelerine göre değişen şekillerde omurga deformitesi geliştirebilirler. Deformite, altında yatan nöromüsküler hastalığa ve nörolojik bozukluğa bağlı olarak boyun, sırt, bel ya da bunların kombinasyonlarını etkileyebilir. Ağırlıklı olarak skolyoz, kifoz, lordoz ya da kombinasyonu şeklinde olabilir. Diğer skolyoz tiplerinin aksine, nöromüsküler skolyozun tedavisi oldukça öngörülemezdir. Çünkü bu tip skolyozda omurgada görülen anormal eğilmeler de öngörülemezdir.

Sendromik Skolyoz

Skolyoz deformitesi görülebilen bazı spesifik sendromlar vardır. Bunlardan bazıları Marfan sendromu, Ehlers-Danlos sendromu, osteokondrodistrofi (cücelik), nörofibromatozis, Noonan sendromu, VATER sendromu ve Angelman sendromudur.

Torasik Yetmezlik Sendromu

Torasik yetmezlik sendromu bir göğüs duvarı probleminden ve/veya skolyozdan kaynaklanabilir. Bu durum, erken yaşlarda büyük önem teşkil edebilir. Çünkü normal akciğer gelişimi ve büyümesine darbe vurabileceğinden, göğsün akciğerlerdeki havanın hareketini sağlamadaki işlevini etkileyebilir. Daha detaylı bahsetmek gerekirse, yeni karakterize edilmiş bir bozukluk olan torasik yetmezlik sendromu, toraksın normal solunumu ya da akciğer gelişimini destekleyememesi olarak tanımlanır. Omurga, göğüs kafesi ve sternumu içeren toraks, vücudun solunum cihazıdır. Toraks, akciğerlerin gelişimi için yeterli hacme sahip olmalı ve bu hacmi nefes alıp vermek, yani solunumu sağlayabilmek için değiştirebilmelidir. Torasik yetmezlik sendromunda toraksın 3-boyutlu deformitesi, toraksın solunum cihazı olma işlevini kısıtlayabilir. Bu, omurgayı ve göğüs kafesini pek çok şekilde etkileyebilir. Ancak sıkça rastlanan problemler; torasik hacimde, simetride ve işlevde yetmezliklerdir. Solunum esnasında işin büyük bir bölümü, akciğerlerin altında toraksın tabanında yer alan ince bir kas olan diyafram kası tarafından yapılır. Diyafram kasıldığında, toraksın hacmi ciğerlere alınan hava ile artar. Diyafram kası gevşediğinde, hava ciğerlerden dışarı atılır. Nefes alıp verme eylemin bir diğer önemli kısmı, göğüs duvarının kaburgalar arasındaki çok sayıdaki küçük kaslardan dışarı doğru genişlemesidir. Toraksın bir solunum pompası olarak en iyi verimle çalışması için kişinin yaşına göre ideal hacimde olması, kaburgaların uygun şekilde hareket edebilmesi için şeklinin simetrik olması, diyafram kasının göğsün tabanında uygun şekilde yerleşmiş olması gerekmektedir. Konjenital skolyozda, eksik ya da birleşik kaburgalar görülebilir.Göğüs duvarında eksik kaburga olması durumunda, altında yer alan ciğer solunum sırasında verimli bir şekilde genişleyemeden içeri doğru çöker. Birleşik kaburga ve konjenital skolyoz olması durumunda, eğriliğin içbükey tarafındaki ciğer genellikle birleşik olan kaburgalar tarafından sıkıştırılmaktadır. Eğrilik, göğüs kafesinin derinliklerine doğru döner ve göğüs duvarını düzleştirerek skolyozdan kaynaklanan torasik hacim kaybını arttır. Böyle bir durumda, kaburgalar solunuma yeterince yardım edecek kadar iyi hareket edemez ve solunum tamamen diyafram kasına bağımlı hale gelir.

Torakstaki deformite arttıkça, hacim kaybı daha da artar ve çocukta oksijen ya da solunum cihazı desteği gerektirebilecek boyutta solunum problemlerine yol açabilir. Omurgada deformite yaratmaksızın torasik hacmi etkileyebilecek durumlar da mevcuttur. Bunun bir örneği, kaburgaların gelişememesi sonucu göğsün aşırı daralmasının görüldüğü Jeune sendromudur. Bu durum, hipoplastik (küçük) bir toraks oluşmasına yol açar ve göğüs kafesindeki darlıktan dolayı ciğerlerin iki yandan sıkışmasına sebep olur. Jarcho-Levine sendromu gibi toraksın yüksekliğinde kayıplara sebep olabilen durumlar da hipoplastik toraksa yol açabilir. Bu iki sendrom da nadirdir; ancak erken yaşlarda gelişen solunum sıkıntılarından ötürü ölüm oranları yüksek olabilir.

Soru Sor

 
#
Tamam